Neşet Ertaş’ın söylediği her türkü onun mu?

Bir sesin arkasında kaç ustanın izi var?

Kafamızda sesi açıldı bile.

“Mühür Gözlüm” desem…

Bazılarımızın kafasında Neşet Ertaş söylemeye başladı bile. Sazın girişini de duyuyorsan tamamdır.

Peki biri “Bu türkü kimin?” diye sorsa?

“Neşet Ertaş’ın” derken bazen eseri yazanı, bazen de bize sevdiren sesi kastediyoruz.

Aynı cevabı veriyoruz ama aslında farklı soruları cevaplıyoruz.

Mühür Gözlüm’de Ali İzzet’in kalemi var.

Mühür Gözlüm’ün şiiri Âşık Ali İzzet Özkan’a ait.

Hatta Ali İzzet’in 1967’de yayımlanan şiir kitaplarından birinin adı da Mühür Gözlüm.

Neşet Ertaş’ın yorumunu dinlerken Ali İzzet’in sözleriyle de karşılaşıyoruz. Onun adını bilmesek bile.

Türkü, hafızamızda bir sesle yer etmiş olabilir. Ama hikâyesi o sesle başlamıyor.

Allı Turnam’da başka isimler var.

Allı Turnam’ı da Neşet Ertaş’tan tanıyan çok kişi var.

Türkünün kaynak kişileri arasında ise Hacı Taşan ve Salman Çöke anılıyor.

Buradaki “kaynak kişi” önemli. Bu ifade, türkünün derleme sırasında kimden öğrenildiğini anlatıyor. O kişinin mutlaka bütün sözleri yazdığı ve ezgiyi baştan sona bestelediği anlamına gelmiyor.

Bir kayıt bize türkünün yolculuğundaki bir durağı gösterebilir. Yolculuğun tamamını değil.

Üstelik bu ustalar birbirine uzak değil.

Hacı Taşan, Muharrem Ertaş’tan saz ve söz icrası öğrenmiş bir usta. Aralarında akrabalık bağı da var.

Neşet Ertaş da babasının müziğiyle büyüyor.

Yani aynı Abdal müzik çevresinde aile, ustalık ve öğrenme ilişkileri iç içe.

Birinden ötekine yalnızca türkü geçmiyor. Sazın nasıl çalınacağı, kelimenin nasıl söyleneceği, nerede nefes alınacağı da aktarılıyor.

Zahidem’in sözlerinde de başka bir isim var.

Neşet Ertaş’tan dinlediğimiz Zahidem’in sözlerinde Mustafa Öztürk adıyla karşılaşıyoruz.

Burada da sesi tanıyoruz; fakat sözün arkasındaki kişiyi aynı ölçüde tanımayabiliyoruz.

Bir türküyü yıllarca ezbere söyleyip o sözleri yazanın adını hiç duymamış olmak… Biraz tuhaf geliyor ama çoğumuzun dinleme hikâyesinde böyle boşluklar var.

Kendi yazıp besteledikleri de var elbette.

Hata Benim, söz ve müziği Neşet Ertaş’a ait eserlerden.

Burada sözü kuran da ezgiyi oluşturan da dinlediğimiz yorumun sahibi de aynı kişi.

Demek ki “Neşet Ertaş türküleri” dediğimiz repertuvarın içinde farklı ilişkiler var:

Kendi ürettiği eserler, başka ozanların sözleri, ustalardan öğrenilen türküler… Hepsi onun sazında ve sesinde buluşuyor.

Şiirin içinden bir imza geliyor: Garip.

Neşet Ertaş, kendi yazdığı şiirlerde “Garip” mahlasını kullanıyor.

Mahlas, ozanın şiir içinde kullandığı adı. Bir bakıma şiirin içinden duyulan imzası.

Türkünün sonlarına doğru karşımıza çıkan “Garip” ya da “Garibim”, kimi zaman yalnızlık ve kimsesizlik duygusunun yanında ozanın kendisini de işaret ediyor.

Bu adı seçmesinde babası Muharrem Ertaş’ın tavsiyesi var.

“Garip geçti, tamamdır” demeyelim…

“Garip” aynı zamanda dilimizde yaşayan bir kelime. Her kullanılışı Neşet Ertaş’ın imzası değil.

Mahlas olarak kullanıldığında da öncelikle şiirle ilgili bir ipucu veriyor. Ezginin bestecisini tek başına belirlemiyor.

Çünkü bir şiirin yazarıyla onu müziğe dönüştüren kişi farklı olabilir.

Sözün iziyle ezginin izi bazen aynı kişiye, bazen farklı insanlara çıkıyor.

Muharrem Usta’nın cevabı…

Neşet Ertaş’ın anlattığına göre babası; Kerem’in, Pir Sultan Abdal’ın, Karacaoğlan’ın şiirlerini karşısına alıp havalandırırmış.

Babasına neden kendisinin şiir söylemediğini sorduğunda aldığı cevap şu:

“Söylenecek söz çok, söyleyecek yer yok. Bütün ozanlar hep aynı şeyi söyler, ha onlar, ha ben!”

Şu son kısmı bir daha okuyalım: “Ha onlar, ha ben!”

“Havalandırmak” ne güzel kelime.

Şiir sayfada duruyor.

Bir usta onu sazına ve sesine alıyor. Heceleri uzatıyor, vurguları yerleştiriyor, söze bir ezgi veriyor.

Şiir, dinlediğimiz bir müziğe dönüşüyor.

Bu yüzden “Sözleri kim yazmış?” kadar “Kim, nasıl havalandırmış?” sorusu da kıymetli.

Aynı sözleri iki ayrı ustadan dinleyince farklı şeyler hissedebilmemizin bir nedeni de bu.

“Bu sözü başka türküde de duymuştum?”

Duymuş olabilirsin.

Halk şiirinde benzer seslenişler, imgeler ve söz kalıpları farklı ozanlarda karşımıza çıkar. Bazen dizeler de benzer biçimlerde dolaşır.

Turnalar haber taşır, dağlar araya girer, gurbet gönlü yorar…

Ozan, kendinden önce söylenenleri duyarak yetişir. Kendi sözünü de öğrendiği bu dilin içinden kurar.

Ortak bir dilin olması, herkesin aynı şeyi söylediği anlamına gelmez.

Öğrenilen türkü söylendikçe değişebilir.

Bir ustadan öğrenirsin.

Yıllarca çalıp söylersin. Sesinin imkânları, saz çalışın, hafızan ve zevkin söyleyişine katılır.

Senden öğrenen de kendi yorumunu taşır. Sözlü gelenekte bir türkünün farklı biçimlerinin ortaya çıkması bu yüzden şaşırtıcı değildir.

Aynı türküyü tanırız; ama bir kelimesini, ezgi dönüşünü ya da söyleyişini başka türlü duyarız.

İsimleri analım. Aralarındaki bağı da görelim.

Ali İzzet’in şiirdeki emeğini bilmek, Neşet Ertaş’ın yorumunu daha dikkatli dinlememize yardım edebilir.

Hacı Taşan’ın adını öğrenmek, Allı Turnam’ın geçmişine yeni bir kapı açabilir.

Ustaların birbirinden beslenmesiyle, bildiğimiz eser sahiplerinin adlarını anmak birlikte mümkün.

Bir türkünün hikâyesinde hem kişisel emek hem ortak birikim bulunabilir.

Bir ses dinliyoruz. Arkasında pek çok hayat var.

Neşet Ertaş’ı dinlerken kendi sözlerini de duyuyoruz, başka ozanların şiirlerini de. Babasından öğrendiklerini, aynı müzik çevresinin birikimini ve bütün bunlara kattığı kendine özgü söyleyişi de…

“Bu türkü kimin?” diye başladık.

Bir de şunu soralım:

Bu türkü kimlerden geçip bize geldi? Senin hep söyleyen kişiye ait sandığın bir türkü var mı?

Umut Tolga Özcivan

1985 yılında Hacıbektaş’ta doğdu. 2004–2009 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünde eğitim gördü. Üniversite yıllarında İTÜ Halk Bilimi ve Sanatları Kulübü bünyesinde halk bilimi ve halk kültürü çalışmalarına katıldı; dönemin dikkat çeken etkinliklerinden İTÜ Bağlama Günleri’nin organizasyonunda yer aldı. Aynı yıllarda arkadaşlarıyla birlikte Yağmur Sonrası müzik grubunu kurdu. Mezuniyetinin ardından Karayolları Genel Müdürlüğünde inşaat mühendisi olarak çalışmaya başladı. Mesleki yaşamının yanı sıra müzik çalışmalarını sürdüren Özcivan, Yağmur Sonrası ile zaman zaman sahne almakta; grupta bas gitar ve cura icracısı olarak yer almaktadır. Günümüzde Anadolu Müzik Kültürleri Derneği bünyesinde, Prof. Dr. Cenk Güray’ın koordinasyonunda, halk müziği ve halk bilimi alanındaki çalışmalarını sürdürmektedir.