Oyun başlayacak birazdan. Onlara bir şey söyle!
Yaşasın umut, yaşasın, tiyatro!
Kültürler arası iletişim aracı olarak tiyatronun evrensel gücünü vurgulamak, sanatçılar arasında uluslararası dayanışmayı artırmak, toplumun tiyatroya olan ilgisini ve farkındalığını yükseltmek, tiyatronun sadece eğlence değil, aynı zamanda düşündüren ve dönüştüren bir sanat olduğunu hatırlatmak amacıyla 1961 yılında Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) tarafından Dünya Tiyatro Günü resmen ilan edildi. O gün bugündür her yıl uluslararası ve ulusal bildiriler belirlenen sanatçılar tarafından kaleme alınmaktadır.
Karanlık bir dönemini yaşadığımız dünyamızda hızla artan savaşlar, sömürü ve toplumsal çürümenin yansımaları bu yıl bildirilerin özünü oluşturuyor. Çocuklar çıkar bombalarının hedefi bombaların hedefi oluyor. Sokaklarımız, ormanlarımız, sularımız, gündelik yaşam alanlarımız başta uluslararası tekeller olmak üzere sermayenin kar hırslarına teslim ediliyor. Bilimsel aklın yerine gerici uygulamalar ile insan aklı teslim alınıyor. Bir yanı ile yeni bir orta çağ yaşatılıyor. Bu karanlığına karşı insanlığın aklını ve vicdanını harekete geçirmek ve değişimin kapısını aralamak için tiyatro sanatı araç olmaya çabalıyor. Tiyatro bulunduğu her sahnede her ne yaşanılırsa yaşansın umudun sözünü söylemeye devam edecek.
Yaşasın umut, yaşasın, tiyatro.
Bu yıl bizler de Kültürel ve Ekolojik Hayatı Koruma Derneği olarak kıymetli hocamız Süreyya Karacabey’in 27 Mart Dünya Tiyatro Günü alternatif bildirisi sizlerle paylaşmak istiyoruz;
Bugün tiyatroya dinmeyen bir rüzgârın uğultusu gelecek, savaşın büyütmediği çocuklarla, yarım kalmış bir ağıdın içinde taşlaşmış annelerini getirecek.
Sessizce duracaklar sahnenin önünde.
Bugün tiyatroya sönmeyen bir yangının dumanı gelecek, Gazze’de yıkılmış bir sahnenin toza dönmüş hatırasıyla, rollerinden az yaşamış oyuncuları getirecek. Durup, özlemle bakacaklar sahneye.
Bugün tiyatroya yokluğun ve kötülüğün kararttığı semtlerden, gökyüzünü mazgallardan seyreden işçi çocuklar gelecek, sırtlarında taşıyacaklar ölmüş kardeşlerini.
Dünya nüfusunun atık haline getirilen göçmenleriyle, parayı ve silahı güç sanan canavarların yediği insanlar gelecek.
Düş kurmanın yasak olduğu ülkenin geleceksiz gençleri, erkeklerin her gün öldürdüğü kadınlar kefenleriyle gelecek.
Evsiz yaşlılar, hapiste unutulmuş insanlardan mektup taşıyan kuşlar, dünyaya zehirler yağarken dilsizleşmiş hayvanlar gelecek.
Bugün tiyatroya, eskiden acı çekmiş insanların replikleri gelecek. Yine “hayat çok kaba Kostya” diye seslenecek biri, Treplev’in kederini üstlenmiş yazarlar, aradığını hiçbir yerde bulamayan hüzünlü oyuncular, ışık yüzünde olursa, hikayeler kararacak diye korkan o kırılgan çocuk gelecek.
Bugün tiyatroya, heba edilmiş ömürler, yarıda kalmış hayaller gelecek, Şirazi’nin dizesi yankılacak boşlukta, bize bir ömür daha lazım diyen.
Hepsi dizilecek sahnenin karşısına. Oyun başlayacak, rüzgârın, yangının ve ölü çocukların huzurunda.
Oyun başlayacak birazdan.
Onlara bir şey söyle!
Süreyya Karacabey
