Anadolu’nun sözlü belleğini çağdaş bir yorumla geleceğe taşıyan Ruhi Su, aramızdan ayrılışının 41. yılında türküleri, mücadelesi ve ardında bıraktığı dayanışma geleneğiyle yaşamaya devam ediyor.
Ruhi Su, yalnızca güçlü sesiyle değil, türkülere yaklaşımı, sanatçı sorumluluğu ve yaşamı boyunca sürdürdüğü mücadeleyle Türkiye’nin kültür tarihinde derin bir iz bıraktı. Anadolu’nun farklı coğrafyalarında söylenen türküleri derleyerek yeniden yorumladı; halkın acılarını, özlemlerini ve direncini kendi sesiyle kuşaktan kuşağa taşıdı.
1912 yılında Van’da doğan Mehmet Ruhi Su, çocukluk yıllarını Adana Öksüzler Yurdu’nda geçirdi. Müzikle ilk güçlü bağını burada eline aldığı kemanla kurdu. Adana Öğretmen Okulunun ardından Ankara’daki Musiki Muallim Mektebine devam etti; 1942 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Şan Bölümünden mezun oldu.
Cumhurbaşkanlığı Orkestrasında görev alan, Devlet Operasında pek çok eserde sahneye çıkan Ruhi Su, klasik Batı müziği alanındaki birikimini Anadolu türküleriyle buluşturdu. Onun yorumunda türküler, geçmişten kalan ve korunması gereken eserler olmanın ötesine geçti; bugünün sözüne, halkın ortak belleğine ve geleceğe bırakılan canlı bir kültürel mirasa dönüştü.
Türküleri susturamadılar
Ruhi Su’nun yaşamı, sanatından ve dünya görüşünden ayrı düşünülemez. Sosyalist düşünceleri nedeniyle 1951 TKP tutuklamaları sırasında cezaevine konuldu ve yıllarca özgürlüğünden mahrum bırakıldı. Cezaevinden çıktıktan sonra da baskılar, yasaklar ve işsizlik peşini bırakmadı.
Ankara Radyosunda hazırladığı “Basbariton Ruhi Su Türküler Söylüyor” programı, halk müziğini geniş kesimlerle buluşturdu. Ancak seslendirdiği bir türküde geçen “Kısa çöp uzundan hakkını alacak” sözleri nedeniyle radyodaki görevine son verildi.
O ise susmadı. Türküleri derlemeyi, yeniden yorumlamayı ve dinleyicilerle buluşturmayı sürdürdü. Yunus Emre’den Pir Sultan Abdal’a, Köroğlu’ndan Karacaoğlan’a uzanan halk ozanlarının sözlerini kendi yorumuyla seslendirdi; Nâzım Hikmet’in şiirlerini besteleyen ilk sanatçılardan biri oldu.
Ruhi Su’nun sesinde türkü, yalnızca bir ezgi değildi. Emekçinin, yoksulun, sürgünün ve eşitlik özlemi taşıyanların sözüydü. Onun sanatında halk kültürü, geçmişe duyulan bir özlemle değil; yaşanan çağa, toplumsal mücadelelere ve geleceğe açılan bir pencereden ele alındı.
Birlikte söylemenin mirası
Ruhi Su, 1975 yılında Dostlar Korosu’nu kurarak türkülerin birlikte söylenmesine dayanan önemli bir gelenek yarattı. Anadolu’nun farklı seslerini, dillerini ve hikâyelerini çoksesli bir yapıda bir araya getiren koro; ortak üretimin, dayanışmanın ve kolektif emeğin müzikteki karşılıklarından biri oldu.
Bu yaklaşım, Ruhi Su’nun sanat anlayışının da temelini oluşturuyordu. O, halk kültürünü değişmez bir kalıp olarak görmedi. Türküleri yaşadıkları toplumla birlikte dönüşen, yeniden yorumlanan ve paylaşıldıkça çoğalan eserler olarak ele aldı. Gelenekten beslenirken yeni bir müzikal dil kurdu; ardından gelen pek çok sanatçı ve topluluğun yolunu açtı.
Sesi hâlâ aramızda
Yakalandığı hastalığın tedavisi için yurt dışına çıkması gereken Ruhi Su’ya, 12 Eylül döneminin baskıcı koşullarında uzun süre pasaport verilmedi. Tedavisi tamamlanamayan sanatçı, 20 Eylül 1985’te yaşamını yitirdi. Cenaze töreni ise binlerce insanın katıldığı, 12 Eylül sonrasının en büyük kitlesel buluşmalarından birine dönüştü.
Ruhi Su’nun ardından kalan yalnızca plaklar, kayıtlar ve konserler olmadı. Halk kültürüne gösterdiği özen, sanat ile toplumsal sorumluluk arasında kurduğu bağ ve birlikte üretmeye dayanan yaklaşımı bugün de yaşamaya devam ediyor.
Çünkü türküler, yalnızca geçmişi anlatmaz. Kimin söylediğini, hangi koşullarda söylendiğini ve hangi umudu taşıdığını da hatırlatır. Ruhi Su’nun sesi de bu nedenle hâlâ aramızda: Bazen bir Pir Sultan deyişinde, bazen Nâzım’ın dizelerinde, bazen de yan yana gelerek aynı türküyü söyleyen insanların sesinde…
Ruhi Su’yu aramızdan ayrılışının 41. yılında saygıyla anıyoruz.
