Türküde biri ağlıyor, biz göbek atıyoruz

Bildiğimiz türküler — Türküde biri ağlıyor. Biz göbek atıyoruz.

Peki, sözlerde kimin başına ne geliyor? Bir de hikâyelerini dinleyelim.

Domdom Kurşunu

Âşık Mahzuni Şerif.

“Kaşların arasından domdom kurşunu değdi.”

Bir dakika… Ne söylüyoruz?

Bunu müziksiz okuyunca daha ilk cümlede bir kurşun var. Devamında yaralanma, ağlama ve derdini anlatma var.

Biz ise bazen öyle neşeyle eşlik ediyoruz ki sözlerin ağırlığı aradan kaynayıp gidiyor.

Mahzuni’nin eserindeki acı yerinde duruyor. Bizim dikkatimizse nakaratta, ritimde, yanımızdaki arkadaşımızda olabiliyor.

Hikâyesi var. Bir de soru işareti.

Yaygın bir anlatıya göre Mahzuni’nin bulunduğu bir kahveye silahlı saldırı düzenleniyor. Bir arkadaşı vuruluyor; eser de bu acıyla ilişkilendiriliyor.

Ama bu hikâyenin pek çok yerde tekrarlanması, doğrulandığı anlamına gelmiyor. Olayı doğrulayabileceğim birinci el kayda veya akademik belgeye bu taramada ulaşamadım.

Sözlerdeki acı ise açık. Hikâyeyi kesinleştiremesek de sorabiliriz: Söylerken o sesi ne kadar duyuyoruz?

İp Attım Ucu Kaldı

Seyit Çevik.

“Ben sevdim eller aldı, yürekte acı kaldı.”

Düğünde kavuşamayanları söylüyoruz.

Önümüzde birbirine kavuşmuş bir çift var. Biz onlara bakıp kavuşamamış birinin sözlerini söylüyoruz.

Biraz tuhaf değil mi?

Burada sevdiğini kaybetmiş birinin sitemi var. Ama o anda kendi derdimizi anlatmıyor, düğüne ve kalabalığa katılıyor olabiliriz.

Türküde konuşan kişinin derdiyle bizim söyleme sebebimiz farklı olabiliyor.

Aynı sözlere başka bir kulak.

Seyit Çevik’in “İp Attım Ucu Kaldı” icrasını, “Ankara’nın Bağları” adıyla tanıdığımız yorumlarla birlikte dinleyin.

Buradaki ilginç hikâye, doğrulayamadığımız bir sevgili adı değil; türkünün farklı icralar arasındaki yolculuğu.

Birinde ayrılığın sitemine, diğerinde düğünün hareketine kulak verebiliyoruz. İki icrayı arka arkaya açın. Açıklamadan önce kulağımız karar versin.

Misket — Güvercin Uçuverdi

“Sen orada ben burda. Buna can dayanır mı?”

Oyunun adından önce bir sevda.

Anlatılan hikâyeye göre Huriye, Osman Efe’ye sevdalı. Onun yolunu görmek için bir misket elması ağacına çıkıyor. Osman da Huriye’ye “Misket” diye sesleniyor.

Fakat Huriye’yi isteyen başka biri daha var: Kır Ağa.

Ailenin evlilik isteği, gençlerin sevdası ve iki erkek arasındaki gerilim hikâyeyi büyütüyor.

Kavuşmayı beklerken…

Yaygın bir anlatımda Huriye, karşılaşmanın sonucunu beklerken çıktığı ağaçtan düşerek ölüyor. Hikâye kavuşmayla değil, kayıpla bitiyor.

Bunu belgelenmiş bir olay tutanağı gibi değil, türküyle birlikte aktarılan bir hikâye olarak okuyalım.

Az önce oyunun adını sandığımız Misket, birinin sevdiğine seslenişi de olabilir mi? Türkü aynı türkü. Ama bu kez aklımızda bir insan var.

Deryalar — Kırcaaliyle Arda Arası

Garip Yusuf’un annesine kim haber verecek?

Nehirden öteye, yeni bir hayata.

Deryalar’ın yaygın hikâyesinde Yusuf ile Feride birbirini seviyor, fakat aileleri evlenmelerine razı olmuyor.

İki genç birlikte kaçmaya karar veriyor. Arda Nehri’ni geçmek, onlar için yeni bir hayata ulaşmanın yolu olacak.

Ancak yolculuk felaketle bitiyor.

Sözlerde yükselen dalgalar, batacağı söylenen bir kayık ve geride kalanlara haber verme meselesi var.

Nakarattan sonra bir anne var.

Başta bir nehirden geçmek isteyen iki insan vardı. Sonunda bir anneye nasıl haber götürüleceği soruluyor.

Ölüm, bekleyenlere ve haberi götüreceklere de yayılıyor.

Müzikolog Nihan Tahtaişleyen, bu türkü-ağıtın Rumeli düğünlerinde oyun havası olarak da kullanıldığını belirtiyor. Düğündeki ezginin içinde, hâlâ o kötü haberi nasıl vereceğini bilemeyen bir ses var.

Her acı anlatısı ağıt mı?

Ayrılık, hasret, yaralanma ve ölüm aynı deneyim değil. Bir türküde acı bulunması, tek başına türünü kesinleştirmez.

Deryalar, araştırmada açıkça türkü-ağıt olarak ele alınan örneğimiz. Diğerlerinde sözlerdeki duyguyla eğlence ortamındaki kullanım arasındaki ilişkiye bakıyoruz.

Müziği yalnızca sözleriyle yaşamıyoruz. Söyleyiş, ritim, yanımızdaki insanlar ve hatıralarımız da işin içinde.

Peki şimdi oynamayacak mıyız?

Oynamayın demiyorum.

Ama bir sonraki dinleyişte ritmin yanında o insanın sesini de duyalım.

Hikâyeleri öğrenmek, her duyduğumuza inanmak da değil. Kaydı olanla sonradan anlatılanı ayırmak gerekiyor.

Sizin sözlerini sonradan fark ettiğiniz türkü hangisi?

Umut Tolga Özcivan

1985 yılında Hacıbektaş’ta doğdu. 2004–2009 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünde eğitim gördü. Üniversite yıllarında İTÜ Halk Bilimi ve Sanatları Kulübü bünyesinde halk bilimi ve halk kültürü çalışmalarına katıldı; dönemin dikkat çeken etkinliklerinden İTÜ Bağlama Günleri’nin organizasyonunda yer aldı. Aynı yıllarda arkadaşlarıyla birlikte Yağmur Sonrası müzik grubunu kurdu. Mezuniyetinin ardından Karayolları Genel Müdürlüğünde inşaat mühendisi olarak çalışmaya başladı. Mesleki yaşamının yanı sıra müzik çalışmalarını sürdüren Özcivan, Yağmur Sonrası ile zaman zaman sahne almakta; grupta bas gitar ve cura icracısı olarak yer almaktadır. Günümüzde Anadolu Müzik Kültürleri Derneği bünyesinde, Prof. Dr. Cenk Güray’ın koordinasyonunda, halk müziği ve halk bilimi alanındaki çalışmalarını sürdürmektedir.