Bir yalan masalı ve sanatta gerçeklik üzerine: kopya var, kopyalamak var…

Efsaneye atfedilen birçok tablo içerisinde en çok dikkat çeken, Jean-Léon Gérôme‘un 1896’da resmettiği ‘The Truth Coming Out of Her Well to Shame Mankind – İnsanoğluna Utanç Vermek İçin Kuyusundan Çıkan Gerçek’ adlı eseri olmuştur. Tablonun hikayesi ise şöyle:

19’uncu yüzyıl efsanesine göre gerçek ve yalan bir gün buluşurlar. Yalan doğru söyler ve “Bugün hava çok güzel” der. Gerçek onun etrafına bakar ve gözlerini gökyüzüne kaldırır. Gün gerçekten çok güzeldir. Bir kuyunun önüne gelene kadar birlikte çok zaman geçirirler. Yalan yine doğru söyler: “Su çok güzel, birlikte banyo yapalım!” Gerçek, bir kez daha şüpheci bir şekilde suya dokunur; su gerçekten çok güzeldir. Soyunur ve yüzmeye başlarlar. Yalan, bir anda sudan çıkar; gerçeğin kıyafetlerini giyerek kaçar, kayıplara karışır. Kızgın gerçek kuyudan çıkar. Yalanı bulmak ve kıyafetlerini geri almak için her yere gider. Ancak dünyada çıplak gerçeği görenler onu hor görmekte ve öfkeyle bakmaktadır. Zavallı gerçek, kuyuya geri döner ve sonsuza dek ortadan kaybolur. O zamandan beri yalan, dünyanın her yerinde gerçek gibi giyinmiş olarak içimizde yaşamaktadır. Dünya ise hiçbir şekilde çıplak gerçeği görmek istememektedir.

Friedrich Nietzsche: “Dünyada iki farklı insan var: bilmek isteyenler ve inanmak isteyenler.”

Bugün neredeyse yaşamın her alanında, çıplak gerçeği bilmek isteyip okuyan, araştıran, düşünen insanlarla yalana inananların mücadelesi yaşanmakta. Yalan ise tüm dünyada çok güçlü.

2018 yılında bir gün (ismini vermeyeceğim) ünlü ve güncel bir sanatçımızın da “Ölümsüzlük Odası” adlı eseri, Contemporary İstanbul’da sergileniyormuş. Sanatçımız; Göbeklitepe’den ve 4000 yaşındaki Gılgamış Destanı’ndan ilham alarak yaptığını söylemiş bu dev eserini. Gılgamış’ın ölümsüzlüğü bulmak için dünyanın sonuna doğru çıktığı yolculuğun onu çok etkilemiş olduğunu, ölümsüzlüğün sırrını “ölümsüzlük odası” adlı eseriyle yorumladığını söylemiş etrafını saran gazetecilere. Daha sergi sürecindeyken, aksilik bu ya, gerçek çıplak kuyudan ortaya çıkıvermiş. “Ölümsüzlük Odası” adlı eserin çok ama çok benzerinin Jim Leedy isimli Amerikalı bir sanatçıya ait olduğu ve bu eserin isminin de “The Earth Lies Screaming – Dünya Çığlık Atarak Yalan Söylüyor” olması manidar değil mi?

Jim Leedy eserine isim koyarken, eserinin izinsiz kopyalanacağını öngörmüş olabilir mi bilemiyorum. Keşke yalanla değil de sanatla dolu bir dünyada yaşıyor olsaydık.

“Resim sanatını küçümseyen ne felsefeyi sever ne de doğayı” diyor Leonardo Da’vinci.

Bu iki söylem üzerine yazar Hasip Akgül, “Faşistler estetik haz duyabilirler mi, dahası sanat yapabilirler mi?” diye soruyor.

12 Eylül için yıllarca vatan sever gençlerin katliamlarını seyreden hatta bu katliamların az olduğunu daha artmasını arzulayan Kenan Evren sanat söz konusu olunca Picasso’ya da rakip olmaya kalkmıştı. Büyük bir sergide Picasso resimlerine bakıp “Bunu ben de yaparım, ne olacak “diyen Kenan Evren, ressamlığa soyundu. Faşistler de resim yapabilir demek istiyordu belki de. Bir sergi dolduracak kadar resim yaptı. Yaptığı resimleri Sabancı gibi bazı iş adamları yüksek fiyatlara satın alıyorlardı. Elbette bu yaptığı ve sattığı resimler çöp oldu. Hiçbir sanatsal değerleri yoktu. Üstelik yaptığı resimlerin (kopya) çalıntı oluşu mahkeme kayıtlarına da geçmişti.

Eskiden kopya çalışan yok muymuş diyorsunuz içinizden değil mi? Olmaz olur mu! Ama eskiden kopya yapmak ile kopyalamak arasındaki farkı çok iyi biliyorlardı. Nasıl mı? Anlatayım;

Van Gogh’un da eski ressamlara ait tabloları çalıştığını biliyoruz: Jean-François Millet, Rembrandt, Émile Bernard, H. Daumier, Delacroix (La Pieta), Gustave Doré, Hiroshige, Jacob Jordaens gibi. Van Gogh, kopyasını çalıştığı tablolara kimden kopyaladığının isimlerini belirtmiş. Üslubu, kendi tarz ve üslubu içerisinde çalışmış olduğu için, resmi gördüğünüzde onun Van Gogh olduğundan şüphe etmiyorsunuz zaten.

Bir başkası ise çok iyi bildiğiniz ünlü İspanyol ressam Pablo Picasso. Lucas Cranach, El Greco, Delacroix, Manet, Courbet, Diego Velázquez, Poussin gibi ünlü ustalara ait resimlerin pek çok kopyasını yapmış. Yapmış ama bu kopyaları yaparken, bu eserlerin orijinal kompozisyonlarını, renk tasarımlarını ve hatta ifadeleri üzerinde kendi üslubunu o denli uygun ve özgürce kullanarak çalışmış ki, o eski tablolara kübist ve yepyeni bakış açıları getirerek yepyeni eserler yaratmış.

Bir de bizden bir sanatçının adını vereyim. Çok değerli ressam Erol Akyavaş 16’ıncı yüzyıl Osmanlı Nakkaşlarından Matrakçı Nasuh’un bir eserini kendi üslubunca yorumlayıp yeni bir eser ortaya çıkarmış olmasıdır. Örnekler çoğaltılabilir elbette.

Çok değerli ressam arkadaşım Mihriban Serap Demirağ bu kopyacılık (intihal) konusunda 16 Ocak 2014’ten beri “Cleanart-Temiz Sanat” adıyla Facebook üzerinden üç bin üyesi olan bir blog ile mücadele sürdürüyor. Ankara’da geçen yıllarda yapılan sanat fuarlarında bu konuda konferanslar verilmesi, broşürler dağıtılması, galerilere, koleksiyonerlere ve öğrencilere bilgilendirme yapılması gibi etkinliklerle bu mücadele dijital platformların dışında da devam ediyor.

Sanatçı olduğunu beyan eden bir kişinin, bir sanatçının eserini izin almadan kopyalamaya ve altına imza atmaya cesaret göstermesi affedilir bir durum değildir, bu düpedüz hırsızlıktır.

Eğitim amaçlı kopya çalışmalarının esasları

  • Resme yeni başlayanlara ya da çocuklara bazı temel eğitimler verilirken kopya çalışmanın göz yumulur yanları da var tabii ki. Öncelikle bu kopyayı çalışacak olan kişi, bu işi öğrenme amaçlı yapıyor olmalı.
  • Eğer yaşayan bir sanatçının eseri kopya çalışılacaksa, kurs öğretmeni tarafından bir şekilde ulaşılıp izin alınmalı ve bu konuda şartları neyse konuşulmuş olunmalı.
  • Eski ressamların eserleri için ise (yasal sahipleri varsa ulaşılabilir izin alınabilir belki ama!), yaşayan ya da yaşamayan sanatçılar için her iki durumda da yapılacak kopya çalışmanın boyutları orijinaline benzetilmemeli. Daha küçük boyutlarda çalışılmalıdır.
  • Orijinal eserin sanatçısının adı ve kopya çalışanın adı tablo üzerine yazılmalıdır.
  • Bu kopya çalışma kesinlikle satış amaçlı olmamalıdır.
  • Kopya çalışmanın formatı zanaattır, sanat değildir. Kopya çalışma öğrenme amaçlı bir el ve göz becerisi geliştirme çalışmasıdır. Eğer Van Gogh ve Picasso örneklerindeki gibi yeni bir yorum, yeni bir gerçek eser yaratılmıyorsa bir yaratıcılık söz konusu değildir.

Gerçek her zaman güzeldir.

Kopya yapmak ile kopyalamak arasında çooook fark varmış.

İşin içinde yalan varsa, foyası meydana çıkarmış.

İşin özünde sanat varsa gerçek ortaya çıkarmış.

Gerçeğin ömrü çok uzun, yalanın ömrü yatsıya kadarmış.

Hoşça kalın dostlar. Eserleriniz bol ve özgün olsun.

Hüseyin Erdağ

Demirci/ Manisa'da 1955 yılında doğdu. 1980 yılında Eskişehir Kimya Mühendisliğinden mezun olduktan sonra 40 yıl mühendislik ve yöneticilik yaptı. Bu süre içinde resim sanatından ayrı kalmadı. 1995 ve 2005 yılları arasında Ressam-Heykeltıraş Yaşar Ali Güneş atölyesine katıldı. Türkiye'de ve yurt dışında pek çok kişisel sergi açtı ve karma resim sergilerinde eserleri yer aldı. 2011 yılından bu yana da kendi resim atölyesinde faaliyetlerini sürdürüyor.